Kelime kelime çeviri neden işe yaramıyor
1 dk okuma
Dublajda karşıma sürekli çıkan bir cümle var: “Honestly, I never planned any of this.” Türkçesi bende şöyle oluyor: “Açıkçası, bunların hiçbirini planlamamıştım.”
Kelime kelime bakınca bu çeviri “doğru”. Ama dublajda doğruluk hedef değil; hedef, ekrandaki kişinin Türkçe konuştuğuna inanman. İnsanlar yazı diliyle konuşmuyor. Konuşurken kelimelerin sonunu yutuyoruz, cümleyi yarım bırakıp başka yere atlıyoruz, araya başka bir cümle sıkıştırıp geri dönüyoruz. Yazılı metne bakarak yapılan çeviri, o metnin bütün alışkanlıklarını Türkçeye taşıyor. Sonuç doğru ama kağıttan okunuyor gibi; dinleyince “bu çeviri” hissi geliyor.
Bu yüzden metni çevirmiyorum, yeniden yazıyorum. Önce cümlenin o sahnede ne iş yaptığını anlamaya çalışıyorum: şaka mı, tereddüt mü, heyecan patlaması mı? Sonra aynı şeyi Türkçede birinin nasıl söyleyeceğini düşünüyorum. Bazen kelime sırası tamamen değişiyor; bazen birebir taşınmayan bir şakanın yerine, aynı etkiyi yapan bir şaka geliyor.
Sürenin de rolü var. İngilizce cümle kısa olabilir ama Türkçe karşılığı uzayabilir. Ekrandaki kişi ağzını iki saniyede kapatıyorsa, Türkçeyi beş saniyeye yayarsan sesle görüntü birbirinden kopuyor. O yüzden uzun kelimeler değil, ağıza oturan kısa kelimeler arıyorum. Vurgunun nereye düşeceği de aynı işin parçası: yanlış yere düşen vurgu, doğru kelimeleri bile yabancı gösteriyor.
Bazen de tam tersi oluyor: İngilizcede uzun olan cümle Türkçede kısalıyor. O zaman boş kalan süreyi doldurmak için laf kalabalığı yapmıyorum; sessizlik de konuşmanın parçası. Kişi nefes alıyorsa, o nefes Türkçede de duyulsun istiyorum.
Doğallığın makineyle yakalanamamasının sebebi de bu. Her cümleyi bir insan kulağının duyması gerekiyor. Bir cümleyi beş farklı vurguyla söyleyip en doğalını seçtiğim oluyor. Şu sıralar uzun bir röportajı baştan sona dublajlıyorum; en çok zamanım, en basit görünen cümlelere gidiyor.