Neden kendi dublaj stüdyomu kurdum
1 dk okuma
Müzik yapıyorum; bir süredir de ses, müzik ve video tarafında gördüğüm eksikler için kendi araçlarımı yazıyorum. Dublaj stüdyosu bu işlerin arasından çıktı.
Sebep basit: otomatik dublajla hazırlanmış videolarda hep aynı sorunlara rastlıyordum. Ses robotikleşiyor, konuşanın duygusu kayboluyor. Çeviri kelime kelime doğru olsa bile sahneye uymuyor; ekrandaki kişi başka, ses başka bir şey söylüyor gibi oluyor. Oyunculuk ise aradan çıkıyor.
İşi hakkıyla yapan stüdyo dublajı var elbette; ama o da çoğu üretici için pahalı. Bir YouTube kanalı ya da küçük bir eğitim platformu o maliyetin altına kolayca giremiyor. Ortada kocaman bir boşluk kalıyor.
Bu stüdyoyu o boşluk için kuruyorum. İşin çıkış noktası konuşanın kendi sesi: kişinin kendi ses rengiyle Türkçe konuşmasını üretiyorum. Metni kelime kelime çevirmiyorum; insanların gerçekten konuştuğu dile göre, sahneye oturacak biçimde yeniden yazıyorum. Her repliğin duygusunu orijinaliyle eşleştiriyorum. Dudakların uyması gereken yerlerde görüntüye dokunuyorum ama yüz ve ifade aynı kalıyor.
Akış da belli: videoyu paylaşıyorsun, konuşmayı zaman damgalı metne döküyorum, metni yeniden yazıyorum, sonra seslendirme ve duygu çalışması geliyor, en sonda teslim. Her adımda kontrol sende.
İlk büyük denemem uzun bir röportaj oldu. Baştan sona Türkçeye dublajladım; şu sıralar tonlama ve doğallık üzerinde çalışıyorum. Her turda kulağım biraz daha hassaslaşıyor: vurgu nereye düşecek, nerede nefes alınacak, hangi kelime rahat söylenecek… Bunları makine çıktısına bırakmıyorum; her replik kulaktan geçiyor.
Bir de asla taviz vermediğim bir konu var: izin. Kimsenin sesini, haberi ve onayı olmadan kullanmıyorum. Onu da ayrı bir yazıda anlattım.
Bu iş sabır işi. Aynı cümleyi defalarca dinliyorum; bir kelimenin vurgusu değişince anlamın nasıl kaydığını duymak, işin en öğretici yanı.
Bir videon varsa bana yaz; süreye ve konuya birlikte bakıp ne yapılabileceğini görelim.